Kurallar çözülürken: Ekonomi, hukuk ve denizlerde yeni gerilim

Küresel ekonomi zayıflarken uluslararası hukuk aşınıyor, savunma harcamaları artıyor. Deniz ticaretindeki gerilimler ve hibrit savaş tartışmaları, “kriz yönetimi” ihtimalini zayıflatıyor.
Kurallar çözülürken dünya, aynı anda birkaç cephenin gerildiği bir eşik dönemine giriyor.
Küresel düzenin çatlaklarının büyüdüğü, resesyon riskinin arttığı, uluslararası hukuk dilinin ise giderek aşındığı bir dönemdeyiz.. Bu tabloyu anlamlandırmak için tek bir başlık yetmiyor; ekonomiyle güvenliğin birbirine dolandığı yeni bir resim çıkıyor.. Üstelik bu kez, 2008’deki gibi “kriz olduğunda sistemi ayakta tutma” refleksinin aynı güçle çalışması zor görünüyor.. Küresel sermaye ve ticaretin aynı hızda güvenle akabildiği eski alışkanlıklar, yerini temkinli ve daha parçalı bir dünyaya bırakıyor.
Ekonomik şok büyürken “yönetilebilir kriz” zorlaşıyor
Resesyon ve enflasyon gibi başlıkların birbirini takip ettiği senaryolarda, genişleyen finansal kriz ihtimali de artıyor.. Bu noktada kritik soru şu: Kriz büyürse kim, nasıl koordinasyon kurabilecek?. 2008’de G20 masasında büyük güçlerin bir araya gelerek sistemi ayakta tutma arayışı, en azından bir süre nefes aldırmıştı.. Bugün ise ortak çözümden çok karşılıklı suçlamaların öne çıkması, “müdahale” ihtimalini değil “dağılma” ihtimalini büyütüyor.. Bu dönüşüm, yalnız politika yapıcıların tercihlerini değil, günlük hayatın ritmini de değiştiriyor; şirketler maliyetlerini yeniden hesaplarken hane halkı da belirsizlikle birlikte daha temkinli kararlar alıyor.
Deniz ticaretindeki gerilim, kuralları deliyor mu?. Gerilimin en somut alanlarından biri deniz yolları.. Küresel ticaretin akışkanlığı, özellikle boğazlar gibi dar geçitlerdeki güvene dayanıyor.. Hürmüz hattında tankerlerden haraç alınması ve Endonezya’nın Malakka Boğazı için benzer bir yöntemi gündeme getirme ihtimali, “ortak alan” fikrine dair tartışmayı büyütüyor.. Bu tür adımlar, denizlerde serbest dolaşıma ilişkin uluslararası mutabakatın sınandığı bir çizgiye işaret ediyor.
Buradaki tehlike, yalnızca bir bölgede yaşanacak aksaklık değil.. Ticaret rotalarının gerilmesi; sigorta maliyetlerini, navlun fiyatlarını ve teslim sürelerini artırır.. Böylece ekonomik etkiler, siyasal tartışmaların ötesine geçerek üretim planlarına kadar iner.. Deniz hukuku tartışmaları bu yüzden soyut değil: Bir boğazın “güvenli kabul edilmesi” ile “ticaretin pahalanması” arasında doğrudan bağ kurulabiliyor.. Ayrıca ticari belirsizlik büyüdükçe şirketlerin tedarik ağlarını çeşitlendirme maliyeti artıyor; bu da krizin reel ekonomide daha uzun süre hissedilmesine yol açabiliyor.
Silahlanma hızlanırken “hibrit savaş” ihtimali konuşuluyor
Bu yarış yalnızca doğrudan silah üretimiyle ilgili değil; endüstriyel kapasitenin hangi alana kaydığı, işgücü ve sermaye tercihlerinin nasıl şekillendiği de belirleyici.. Avrupa’da ve Asya’da devletlerin yeni bir savaşı göze alabilecek pozisyonlar araması, siyasi iklimin de bu doğrultuda değişmesine neden oluyor.. Tartışılan bir diğer boyut ise hibrit savaş kavramı: siber saldırılar, altyapı sabotajı, ekonomik baskı ve bilgi operasyonları gibi yöntemlerin “klasik savaş”ın yanına eklenmesi.
Bu yaklaşımın alt metninde, çatışmanın sahada değil önce zihinde ve sistemlerde yaşanabileceği fikri var.. Devletlerin toplumlarını hem ekonomik hem psikolojik olarak “dayanıklılık” fikriyle hazırlaması, iç güvenlik başlıklarının önem kazanmasına yol açıyor.. Aşırı sağ eğilimlerin güçlenmesiyle birlikte, dış tehdit algısı içerdeki gerilimlerle daha kolay birleşebiliyor.. Bu da krizin toplumsal katmanlarda yankı bulma ihtimalini artırıyor.
Kural boşluğu büyürken çok taraflılık neden zayıflıyor?. 2008 gibi bir koordinasyonun bugün aynı hızla kurulup kurulamayacağı sorusu burada merkezde.. Çok taraflılık zayıfladıkça, güven eridikçe ve kurumlar yıprandıkça, “kriz çıkınca beraber hareket etme” mekanizmalarının çalışması daha zor hale geliyor.. Eski dünyanın kuralları çözülürken yenisinin tam olarak kurulamadığı boşlukta, belirsizlik kalıcılaşıyor.. Bu durum, yalnız devletler arasında değil; ekonomiden ulaşıma kadar uzanan tüm ağlarda kararların gecikmesine, maliyetlerin yükselmesine ve risk primlerinin artmasına neden olabiliyor.
Şiirsel bir benzetmeyle söylersek: Parmaklarımız zonklarken kötü bir şeyin bu tarafa doğru geldiğini hissetmek mümkün.. Çünkü ekoloji, ekonomi, hukuk ve güvenlik aynı anda sarsıldığında, tek bir alandaki düzeltme diğerlerini otomatik olarak toparlamayabiliyor.. Önümüzdeki dönemin belirleyicisi, krizler büyürken hangi sınırların korunabildiği ve hangi alanlarda koordinasyonun yeniden kurulabildiği olacak.
Misryoum
Küresel düzenin çözülüşü, tek bir olayın sonucu değil; birbirini besleyen ekonomik zayıflık, hukuki aşınma ve güvenlik yarışı toplamının sonucu gibi duruyor.. Deniz ticaretindeki gerilim, savunma yatırımlarının yükselişi ve hibrit savaş tartışmaları birlikte okunduğunda, yakın vadede “daha temkinli ama daha kırılgan” bir dünya olasılığı öne çıkıyor.