Turkey News

Emek ve Söz: Aynı Mücadelenin İki Yüzü

1 Mayıs ve 3 Mayıs tarihleri, bir toplumun vicdanını temsil eder. Emek ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar, aslında aynı köhne düzenin iki farklı yansımasıdır.

Emek ve Söz: Bir Madalyonun İki Yüzü

Takvim yaprakları iki tarihi işaret ediyor: 1 Mayıs ve 3 Mayıs.. Biri emeğin, diğeri sözün bayramı.. Biri alın terinin, diğeri hakikatin günü.. Ancak gelin görün ki bu topraklarda ne emek bayram tadında yaşanabiliyor ne de sözün bir karşılığı kaldı.. Misryoum olarak gözlemlediğimiz üzere, kimliklerin değersizleştiği, her şeyin tek tipleşmeye ve gerilime sürüklendiği bir atmosferde emeğin hakkını aramak, bir direniş biçimine dönüştü.

Emeğin ayaklar altında ezildiği, alın terinin hor görüldüğü bir düzende, çalışmak erdem olmaktan çıkarılıp zorunluluk haline getiriliyor.. Yerine rant, talan ve ihale düzeninin geçtiği bir yapıda işçiler yalnızca yoksullaşmıyor, adeta yok sayılıyor.. Her yıl yüzlerce işçinin “kaza” adı verilen ihmallerle hayatını kaybetmesi, aslında sistemin bir aynası niteliğinde.. “İş kazası” denilen o hafifletici tabir, denetimsizliğin ve açgözlülüğün üzerini örtmekten başka bir işe yaramıyor.

Hakikatin Sessizliği: 3 Mayıs

1 Mayıs’ın hemen ardından gelen 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü, acı bir tezat oluşturuyor.. Gazetecilerin susturulduğu, yargılandığı veya trol ordularıyla linç edildiği bir iklimde basın özgürlüğünden bahsetmek, gerçeğe yapılmış bir hakarettir.. Söz susturulduğunda gerçek ölür; gerçek öldüğünde ise toplum karanlığa mahkûm olur.. Doğa savunucularının, ağacı ve toprağı korumak isteyenlerin kelepçelendiği bir ortamda, toplumun vicdanı da hapsedilmiş demektir.

Geçmişe baktığımızda, 1976’nın o coşkulu Taksim mitinglerini ya da 1977’nin kanlı 1 Mayıs’ını hatırlamak, aslında hafızamızı diri tutma çabasıdır.. O günlerde işçiler, sanatçılar ve öğrenciler el ele mücadele veriyordu.. Bugün ise o günlerin ruhunu anımsatan her türlü toplumsal buluşma, iktidar sahiplerinin derin korkularıyla engellenmeye çalışılıyor.. Nâzım Hikmet’in dizelerinde ifade ettiği gibi, bu korku aslında şafaktan, sudan, tohumdan ve en çok da umuttan duyulan bir korkudur.

Neden Korkuyorlar?

Bir ülkede emeğin değeri yoksa ve söz özgürce dile getirilemiyorsa, o ülkeyi yönetenlerin tek bir gerçeği vardır: Korku.. Emeği bastırarak, ifadeyi yasaklayarak ayakta kalan düzenlerin sonu bellidir.. Tarih, baskıyla uzun vadeli bir istikrar sağlanamayacağını defalarca kanıtlamıştır.. Bugün Taksim’in yasaklanması, sadece fiziksel bir alanın kapatılması değil, toplumsal hafızanın silinmeye çalışılmasıdır.

Misryoum olarak inanıyoruz ki, ne emeğin sesi tamamen kesilebilir ne de gerçeklerin üstü ebediyen örtülebilir.. İnsanlık tarihi, ne kadar baskı gelirse gelsin, er ya da geç özgürlüğü ve emeğin kutsallığını savunanların zaferine tanıklık etmiştir.. Bugün verilen bu mücadele, sadece bugünü değil, yarının toplumsal huzurunu da inşa etmektedir.